Nedir.Org *
Sponsorlu Bağlantılar
crowley

Komünizm Nedir? Nedir

Sponsorlu Bağlantılar

Resim Ekle Dosya Ekle Video Ekle Soru Sor Bilgi Ekle
-"komünizm birey özgürlüklerinin devletçe ipotek altına alındığı faşist bir anlayıştır"

bu ne cürrettir, ne boş cesarettir. bakınız, tarihsel faşizmlerin, yani italya ve almanya örneklerinin; burjuvanın, yükselen proletarya hareketi karşısında devleti bir aygıt olarak elinde tutabilmek adına, özellikle küçük burjuva terörünü örgütlemesiyle ortaya çıktığını biliyoruz. onu tanımlamaya girişen, çerçevesini "finans-kapitalin, en gerici diktatörlüğü" diye tarifleyen dimitrov bile, bu geniş çerçeve dışında faşizmlerin tarihsel-yerel özgünlükler taşıyacağını ve bu yüzden kesin olarak tanımlanamayacağını söylemişti. şimdi kesin olarak tanımlanamama durumunu bir kenara bırakalım, komünizmi -aslında komünizmi de değil, proletarya diktatörlüğünü, reel sosyalizm pratiklerini- kapitalizmin en gerici biçimi olan faşizmle bir tutmak, ne cahilce bir iftiradır, lütfen anlatınız.

bu cahillik de bir köşede dursun, reel sosyalizm pratiklerinin bir kısmından dolayı elinize geçen şu birey özgürlüğü kozundan konuşalım. hatırlayalım, burjuva devrimleri ile işçi sınıfı lütfedilmiş bir özgürlük kazanmıştı: "emeği, tercih edilen sermayedara satma" özgürlüğü. sermayedar sayısı nispetinde genişleyen bir özgürlük, gerçekten nefes açıcı. (burada, burjuva toplumu sürdükçe -somut ve aynı zamanda teorik olarak- "herkesin"* günün birinde küçük burjuva veyahut "bağımsız profesyonel" olamayacağında herhalde anlaştığımızdan, ajansları, garaj kuruluşlarını, bakanlıklardan hibeli köşeyi dönme hayallerinizi elbette göz önünde bulunduramıyoruz. üretim araçlarının mülkiyeti ortadan kalkmadıkça birilerini emeğini satmak zorundadır.) fakat bu lütfedilmiş özgürlük, elbette emeği satma ve emek sömürüsüne maruz kalma zorunluluğunu ortadan kaldırmadı. (bu sömürüyü "yalnız" işçinin cebine giren paranın alım gücüyle sınırlamak, meseleyi özellikle kültürel olarak işçi sınıfından kopmuş beyaz yaka bağlamında anlamayı güçleştirecektir.) "insani" -bu da ne demekse- olsun ya da olmasın, şimdilik dünya genelinde kabul gören çalışma saatlerinin -beyaz yaka için mesai saatini de aşmış ve "yaşamın kendisi" olmuş o bitmez tükenmez saatler- ve biçiminin insan yaşamı için kısıtlayıcılığı malumdur. siz özgürlüğü, tarihsel ve sosyal bağlamından kopararak anladığınız "insanlık"la dilediğiniz yere dilediğiniz kadar yürüyebilmek ya da istediğiniz dergiyi gönlünüzce karıştırabilmek olarak anlayabilirsiniz. fakat dünyanın çoğunluğunun emeğini satmak zorunda olması demek, beslenmede, konaklamada, giyimde, solunan havada, kültürde ve yavaş yavaş elbette düşüncede mahkumiyet demektir. tüm bunlar, karikatürize etmeye meraklı olduğunuz biçimde, yalnız bazı besinlerle sınırlı, eski, kıtlık tipi beslenmeler yerine, endüstriyel üretimin marazlarıyla malul besinler; kırık dökük barakalar yerine şehirlerde merkezlerden dışa doğru süpürülmüş yerleşim yerleri demektir. bu mahkumiyet, aynı zamanda giderek yok olan doğal kaynakları getirir; -ve aynı doğal kaynakların yok edenlerce malzeme edildiği mide bulandırıcı sosyal sorumluluk projelerini- kimi zaman yerin dibine soktuğunuz moda rüzgarlarını, azalarak televizyonun ve onun yerini dolduran internetin -tüm imkanlarına rağmen- indirgemeciliğini, piyasalaşmış sanatı, düşünce ürünü diye yutturulan metayı... özgürlük aynı zamanda bir haklar meselesidir ve bugün zamanla uygulamada yozlaşmış kimi sosyalizm pratiklerinden medet umarak, insanı tüketen kapitalizmin hele hele özgürlük başlığındaki faziletlerinden bahsetmek insana ihanet olur.

-"insanları komünizme ikna edemezsiniz, çünkü yaratıcılar/çalışanlar ve çalışmayanlar olarak ikiye ayrılırlar"

işte toplumun girift yapısını açıklayan nefis bir tahlil. bence de insanlar ikiye ayrılır, murat ertel'in söylediği gibi: "pırasa sevenler ve pırasa sevmeyenler..." aslında bu tahlilin kulağı tersten tuttuğunu söyleyebiliriz, çünkü aynı tahlili bir bakıma marks da yapmıştır, sadece biraz değişik bir biçimde: "çalışmayanlar" olarak andığı burjuvazinin sürekli zenginleştiğinden, emekçi sınıfların ise sürekli fakirleştiğinden bahsederken... evet, komünizm, devlet aygıtını, yaratanların ele geçirip kendi yararlarına dönüştürmesi ve tüm sınıfları ortadan kaldırmasına, haliyle devletin de sönümlenmesine dayanan somut harekettir. evet, bu tarafıyla bir ikna sorunu gözükmüyor.*"yaratan" kimdir, "çalışmayan" kimdir, tüm bunlar emekle ilgili kavramlardır. 

- sevgili badilerimden biri "marx'a göre insanoğlu rasyonel bir canlıdır ve bu nedenle kendi yaşamı boyunca, hayati konularda akılcı olan yöntemleri seçer." demiş ve sonra bu türden bir sosyal hayvan olmadığımızı neredeyse karıncaları rasyonalizme insan türünden daha yakın bularak anlatmaya çalışmış. "eğer insan dediğimiz yaratık evrensel doğa kanunları ile uyum içinde olsaydı yahut diğer sosyal hayvanlar gibi olsaydı bu fikir gayet tabii mümkün olabilirdi. örneğin bir karınca ya da arı kolonisi gibi bir yaşamı benimsemiş olsaydı." yoksa rasyonalizm sizin sınırladığınız anlamıyla bir doğa armağanı mıydı? hani şu "insan doğası" dediğinizden... oysa tüm anti-komünist eleştirilerde, insan doğasının akılcılığa mahal vermediği söylenir. 

engels, ütopik ve bilimsel sosyalizm'de ütopyacıları eleştirirken ilk alıntıdaki bu kof rasyonalizmden bahseder; saint-simon'un, owen'ın, tarihe bakıp da o güne değin komünizmin uygulanamama sebebini, ancak ve ancak insanların bunu "akıl edememiş" olmalarında bulduklarını anlatırdı. ütopyacılar için akıl etmek yeterliydi, tıpkı genç hegelciler için dinin tasfiyesinin sırrının yalnız düşünsel kavramların tasfiyesinde yattığı gibi... fakat bu aklı her zaman üretim ilişkilerinin biçimlendirdiğini görememişlerdi. bu anlamda marks'ın rasyonalizmi, sırf "akılcı olduğu için gerekir"cilikten ziyade, tarihin tümüne uygulanacak, onun şimdiki halini ve geleceğini açıklayacak, statik olmayan şablonun yaratılmasıydı. sizin bu rasyonalizm diye sınırladığınız teori, daha önce belirttiğimiz üzere ve beklendiği üzere evvela doğa bilimlerine dayanır: dolayısıyla temelinde biyoloji de vardır -çünkü bu olmadan antropoloji olamaz, tarih olamaz- ve heyecan verici bir biçimde, insanı incelemeye onun hayvanlığından başlar!

elbette insan akılcı bir varlık, üstelik bunu reddederken, tam da bunu kanıtlayan doğa bilimlerine koşar gibi yapmak düşünülemez. hayvanlarda rastladığımız, bizimkinden farklı beyin kısımlarının gelişimiyle ortaya çıkan farklı zeka türleri bir yana, insan beyninin dünyadaki canlılar içinde en evrimleşmiş beyin olduğu sabittir. tüm eleştirilerimize rağmen aydınlanma geleneği de bu evrimin, şimdilik son parçası, son ürünüdür. bir bakıma da, eğer hayvansılık salt başkasını düşünmeyen arzu ise -ki böyle bir ayrıştırma da kabul edilemez gözüküyor- bunun terbiyesidir de, fakat bu alıntılarda bu kadar tutarlı bir hayvansılık tanımı bile yok. ve son olarak, "doğallık" atfettiğimiz kimi bireysel güdüler adına sosyalizmi uygulanamaz addederken bir taraftan da gelişmiş bir beynin rasyonalizmi ile karıncalarınkini karşılaştırmak en hafif tabirle gülünç. hangisi "doğallık" ya da "hayvansılık" şimdi, arının kollektifliği mi, insanın aynı zamanda karmaşıklaşmış beynine "rağmen" taşıdığı bireysellik mi? 

bir anti-komünizm kuşağının daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. yayında emeği geçenlerle ideolojik, yapımda emeği geçenlerle siyasi mücadelemiz tüm hızıyla sürecek.

Komünizm Nedir? Resimleri

  • 1
    Bu resime açıklama eklenmemiş. 2 ay önce

    Bu resime açıklama eklenmemiş.

Komünizm Nedir? Sunumları

Komünizm Nedir? Videoları

  • 2
    2 ay önce

    Komünizm nedir? Komünist ne demektir?

  • 1
    2 ay önce

    Meşhur iki inekle basitçe anlatım kominizm nedir? sosyalizm nedir? faşizm nedir? kapitalizm nedir?

Komünizm Nedir? Soru & Cevap

Bu yazı hakkında ilk soru soran sen ol..

Komünizm Nedir? Ek Bilgileri

  • 1
    2 ay önce

    Komünizm nedir?


    Özel mülk ve kar amacı güden ekonominin kamu mülkiyeti ile değiştirilerek en azından temel üretim araçlarının (madenler, fabrikalar vb.) ve toplumun doğal kaynaklarının kontrolünün halkın elinde olmasını amaçlayan politik ve ekonomik öğretidir.
    Komünizmde ayrıca sınıf farkını ortadan kaldırmak, devletsiz bir toplum düzeni kurmak da amaçlanır.
    "Komünizm" kelimesi dilimize Fransızca'dan girmiştir ve Latince'de "ortak, müşterek' anlamına gelen "communis" kelimesinden türetilmiştir.
    Modern komünizm kavramının ortaya çıkışı Karl Marx ve Friedrich Engels'in yazdıkları "Komünist Manifesto" adlı eser aracılığıyla olmuştur. Daha sonra bu kavram bazı değişiklikler geçirerek Sovyetler Birliği, Çin, Doğu Almanya,Kuzey Kore, Küba ve Vietnam gibi ülkeler tarafından da benimsenmiştir.

    Komünizm sözlük anlamı


    1. Bütün malların ortaklaşa kullanıldığı ve özel mülkiyetin olmadığı toplum düzeni, komünistlik.
    2. Böyle bir düzenin kurulmasını amaçlayan siyasi, ekonomik ve toplumsal öğreti, komünistlik.

    Komünizm tarihi


    Roma İmparatorluğu'nun çöküşüyle birlikte Kapitalizm düşüncesi dünya genelinde yayılmaya başlamıştır. 1516 yılında yazar Thomas Moore "Ütopya" adlı eserini yayınlamıştır. Bu eserde kamu mülkiyeti ve sınıfsızlık konuları ele alınmıştır.
    19. yüzyılın başlarında bu kavramlar geliştirilerek politik ve ekonomik teorilere dönüşmüştür. Fransız aristokrasisinin bir üyesi olan Henri de Saint-Simon konu üzerine birtakım eserler yazmış, bu eserlerin hespini hayata geçirmese de Komünist hareketin temellerinin atılmasına katkıda bulunmuştur.
    1848 yılında Prusyalı yazarlar Karl Marx ve Friedrich Engels birlikte yazdıkları Komünist Manifesto adlı eser sayesinde Komünizm somut bir teori haline gelmiştir. Komünist felsefenin doğuşu tam anlamıyla Parisli Sosyalistlerin Fransız hükümetine baş kaldırarak kısa ömürlü bir Komünist hükümet kurma girişimleri sayesinde olmuştur. Ancak bu Komünist hükümet Fransız ordusu tarafından yok edilmiştir.
    İlk ciddi Komünist devrim girişimi 1917 yılında Rusya'da gerçekleşmiştir. Vladimir Lenin önderliğindeki Bolşevikler (Rus Komünist partisi ve devrimci hareketi) Rus monarşisini ve feodal sistemini devirmiştir.
    1922 yılında ise Lenin önderliğinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kurulmuştur. Lenin 1923 yılında öldükten sonra SSCB'nin akıbeti Kızıl Ordu'nun kurucusu ve komutanı, aynı zamanda Lenin'in komutan muavini Lev Troçki'nin destekçileri ve Komünist partinin Genel Sekreteri Joseph Stalin'in destekçileri arasında ikiye bölünmüştür.
    Troçki ve destekçilerinin çabalarına rağmen Stalin kontrolü ele almış ve 1929 yılında Troçki'yi sürgüne göndermiştir.
    Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği Komünizm kisvesi altında Stalin'in baskıcı rejimi ile yönetilmeye devam etmiş ve yarı-Sosyalist bir diktatörlüğe evrilmiştir.
    Batı'da Troçkizm popülerlik kazandıysa da Komünist hareket Stalin zulmü tarafınıdan bozulmaya uğradı ve emperyalist politikalar Stalin'in ölümünden sonra bile Doğu Avrupa'da görülmeye devam etti.
    Çin'de Mao Zedong önderliğinde bir Komünist devrim yapıldı ancak Mao'nun daha sonradan izlediği politikalar yüzünden diğer Komünistlerin 1950'li yılların ortalarına dek Çin'in gerçekten Komünist bir ülke olup olmadığına dair kuşkuları vardı.
    Devrim yararlı bir hareket olarak görülse de modern Komünistlerin büyük çoğunluğu günümüzde Çin'in gerçek bir Marksist ülke olmadığını, Stalin'in Sovyetler Birliği'nden çok da farkı olmadığını söylüyor.
    Komünizm üçüncü dünya ülkelerinde de yaygınlaşmıştı ve bir sonraki büyük Komünist devrim 1959 yılında Küba'da, Fidel Castro ve Che Guevara'nın diktatör Batista rejimini yıkmasıyla gerçekleşti.
    Komünistler bir kez daha Küba'nın gerçek bir Markist ülke olup olmadığına dair ikiye bölündü.
    1990 yılında SSCB'de yaşanan bozulmalarla komünizmin miadını doldurduğu düşünülse de Komünist hareket teknik olarak hala aktif bir şekilde varlığını sürdürüyor.

    Komünizm ile yönetilen ülkeler


    Günümüzde Komünist rejim ile yönetilen ülkeler Küba, Çin, Vietnam ve Laos Demokratik Cumhuriyeti'dir.

    Komünizm ve sosyalizm arasındaki farklar nelerdir?


    1. Sosyalizm ekonomik bir sistemdir, komünizm ise hem ekonomik hem de politik ve toplumsal bir sistemdir.
    2. Sosyalizmde ekonomi kaynakları halkın kendisi tarafından yönetilir ve kontrol edilir, komünizmde ise kontrol genellikle yönetimin başındaki partinin elindedir.
    3. Sosyalizmde mal varlığı kişilerin üretkenlik oranına göre dağıtılır, komünizmde ise kişilerin ihtiyaçlarına göre dağıtılır.
    4. Sosyalistlerde kişisel mülk anlayışı vardır, komünizmde ise özel mülk kavramı yoktur.
    5. Sosyalizm kapitalizmin varlığını sürdürmesine imkan tanırken komünizmde kapitalizm tamamen reddedilir.

    Komünizm simgesi Orak ve Çekiç


    Bu simge ilk kez 1917 yılında Bolşevik Devrimi sırasında kullanılmıştır ve 1924 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin resmi sembolü olarak kabul edilmiştir.
    Bolşevik Devrimi'nden sonra simge birçok komünist partiyi ve sosyalist devleti de temsil etmiştir.
    Çekiç, endüstriyel işçi sınıfını temsil ederken orak da tarım işçilerini temsil etmektedir. İkisi birlikte sosyalist işçi-çiftçi birliğini temsil ederler.

    Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?


    Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır. Bu yüzden Marksizmi, sosyalizmi ve komünizmi tanımak için, öncelikle Marx’ın ve Engels’in felsefî görüşlerini, özellikle de ilerlemeci tarih anlayışlarını ana hatlarıyla tanımak yararlı olur.

    Marx ve Engels, tarih felsefelerini geliştirirken, dizge kuruş biçimi bakımından öncelleri G. W.F. Hegel’den (1770-1831) etkilenmiş olsalar da, içeriği bambaşka bir öğreti ortaya çıkarırlar. Marx’a ve Engels’e göre Hegel’in tarih felsefesi, filozofun zihnindeki ilişkilerin, olgulara gidilerek saptanacak ilişkilerin yerini aldığı bir felsefedir. Fakat yapılması gereken asıl iş, Hegel’in dizgesini gerçek ilişkileri temel alarak doldurmaktır. Bu da, varlık, toplum ve bilinç arasındaki ilişkiyi Hegel’in kurduğunun tersi yönde kurmayı, yani bilincin varlığı ve toplumu belirleyici olması yerine, varlık ve toplumun bilinci belirlediği düşüncesini gerektirir.

    Marx ve Engels’in materyalist, ilerlemeci ve belirlenimci (determinist) bir tarih ve toplum anlayışı oluştururken dayandıkları temel ilke ve varsayımlar şöyle sıralanabilir: 
    - Tarihi toplumların sosyoekonomik yapıları, yani maddi ilişkiler ağı belirler.
    - Maddi ilişkiler ağının en temel iki unsuru, üretim güçleri yani makineler,teknolojik altyapı, insan becerileri vb. ve      üretim ilişkileri yani üretenle tüketenler arasındaki toplumsal ilişkilerdir.
    - Özel mülkiyet ortadan kaldırılmadıkça, sınışı toplumlar son bulmaz, başka  bir ifadeyle, sınıflar ekonomik temellidir ve özel mülkiyetin adaletsiz dağılımına bağlı olarak doğar.
    - Tarihte, sınıf çatışmalarının devrimle toplum yapısının değişmesine neden olduğu aşamalar belirleyicidir.
    - Proleteryanın (yani geçim kaynağı emeği olan işçi sınıfının) gerçekleştireceği devrimle birlikte, sınıflar ortadan kalkacak ve gerçek özgürlük gelecektir, buda gerçek insanlık tarihinin başlangıcı olacaktır.

    Marx ve Engels’in temsil ettiği bu materyalist anlayış,  Alman İdeolojisi, Feuerbach Üzerine Tezler gibi yapıtlarında bir ideoloji eleştirisi olarak da karşımıza çıkar ve Marx ile Engels’in ideoloji kavramını, Napoléon Bonaparte dönemindekine benzer biçimde “yanlış bilinç”, “aslında olmayan şeylerden söz etme eğilimi” olarak yorumladıklarını ve ideolojiye eleştirel yaklaştıklarını görmek olanaklıdır.

    Bir ideoloji olarak Marksizmin temel amacının sınıfsız topluma ulaşmak, yani komünist aşamaya geçmek olduğunu söyleyebiliriz. Sosyalizm de, Marksist ideolojide, komünizme doğru ilerleyen tarihsel süreç içerisinde, henüz sınıfların tamamıyla yok olmadığı, fakat kapitalizme göre bolluğun olduğu bir geçiş aşaması olarak görülür. Bilindiği gibi, komünist aşamaya geçiş de ancak bir devrimle mümkün olacaktır ve tarihsel süreç, sınıfsız topluma doğru evrildiğine göre, er ya da geç proleterya devriminin gerçekleşmesi de bir hayal ya da istek değil, bir tür zorunluluktur. İşte Marx ve Engels’in materyalist tarih felsefelerini aynı zamanda da belirlenimci kılan unsur, işçi sınıfı devriminin ve komünizmin gelişine atfettikleri zorunluluktur. Fakat Marksizm ekseninde daha çok komünizme bir geçiş aşaması olarak değerlendirilen sosyalizmin temelini, yalnızca Marx’ın ve Engels’in felsefesinde bulan bir ideoloji olduğunu ileri sürmek doğru değildir. Platon’un Devlet ve Thomas More’un Ütopya adlı yapıtlarında sosyalizmi çağrıştıran pek çok unsur bulunmakla birlikte, “sosyalizm” sözcük olarak ilk kez Robert Owen, SaintSimon ve Proudhon gibi eleştiri düşünürlerinin yapıtlarında kullanılmıştır. Bu düşünürlerin sosyalizm anlayışlarına göre, özel mülkiyet kaldırılmalı, toplumun ürettiği gelir adaletli bir biçimde yeniden dağıtılmalı ve üretim araçları tamamen devlete devredilmelidir (a.y.). Sosyalizmde devlet, üretim araçlarının sahibi ve ekonomideki üretim ve yatırımların planlayıcısıdır. Ayrıca sosyalizmde, ekonomiyi yönetecek kimselerin demokratik seçimle, halktan yetki alarak göreve gelmesi gibi kısmen kapitalizmle de örtüşen görüşler de yer alır; zaten sosyalizmin komünizm gibi tek bir uygulama modeli yoktur, aksine her toplumun kendi koşullarına uygun farklı sosyalizmlerden söz edilebilir.

    Marksizm, sosyalizm ve komünizm gibi ideolojilerin kendilerine taraftar bulması, ortaya çıktıkları 19. yüzyılda Avrupa toplumlarının eşitliğe duyduğu özlemin bir ifadesi olarak yorumlanabilir. Fakat özellikle komünizmin sınıfsız topluma dayandırdığı “gerçek özgürlük” vaadleri gerçekleşmemiş, aksine, bu ideolojinin 20. yüzyılda hayata geçtiği Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (1917-1992) ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi ülkelerde komünizm, proleterya diktatörlüğüne dayalı rejimlere dönüşmüştür. Bu da bizi, devletin ve düzenin yalnızca egemen sınıfların bir aracı olup olmadığını sorgulamaya davet eder.
    Tarih kitaplarında veya felsefe kitaplarında sıkça gördüğümüz ve sanat, siyaset dünyamızda da kendini komünizm savunucusu ilan edenlerde oldu. Peki Komunizm ve Komünist ne demektir? Komünizm nedir? Sıkça karşımıza çıkan ve kendine komünist diye tanıtanlar neyi savunmaktadırlar. Bugünkü anlamıyla İlk Önce 1848'de Engels ile Marx'ın yayımladıkları «Komünist Manifestosu» yla ortaya atıldı. 1917'de Rusya'da bir ihtilal yapan Bolşevİkler, bu tarz bir düzen kurmaya giriştiler. Tek parti diktatörlüğüne yol açan komünizm, böylece demokrasiye aykırı bir şekil aldı. İnsan haklarını çiğneyen bu tarz bir yönetim, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ÇİN'DE DE GÖRÜLDÜ Diğer bazı geri kalmış memleketlerde de halk menfaatlerini korumak amacıyla diktatörlükler kurulmasına vesile oldu. Rusya, komünizmi emperyalist emelleri İçin bir silah olarak kullandı. Bu silahla birçok zayıf milleti egemenliği altına aldı. Bugün «demirperde gerisi milletleri» Rusya'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ele geçirdiği ülkelerdir. Bu ülkelerde zorla komünist hükümetleri iş başına geçirdi. 1968de bir liberalleşme hareketine başlayan Çekoslovakya'yı istila eden Rusya ve peykleri, böylece kendilerinde.*» herhangi birinin kopmasına müsaade etmeyeceklerini de göstermiş oldu.Sadece üretim araçlarının ortaklaşalığına dayanan Sosyalizmden ayırt edilmesi gerekir. Komünizm, sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır. 20. yüzyılın başından beri dünya siyasetindeki büyük güçlerden biri olarak modern komünizm, genellikle Karl Marx'ın ve Friedrich Engels’in kaleme aldığı komünist Parti Manifestosu ile birlikte anılır. Buna göre özel mülkiyete dayalı kapitalist toplumun yerine meta üretiminin son bulduğu komünist toplum gerçektir. Komünizm'in temelinde yatan sebep, sınıfsız, ortak mülkiyete dayalı bir toplumun kurulması isteğidir. Sınıfsız toplumlarda en genel anlamıyla tüm bireylerin eşit olması, karşıt görüşlüleri için "ütopya" olarak atfedilir ve zorla yaşanmaya çalışılırsa kaosa yol açacağına inanılır. Paris Komünü, komünist sistem yaşayabilmiş ilk topluluktur. Bunun dışında Mahnovist hareket öncülüğünde Ukrayna ve İspanya iç savaşı sırasında Anarko-komünist hareketle şekillenen (yaklaşık 4 yıl sürmüştür) toprakların kollektifleştirilmesi esasına dayalı olarak komünist topluluklar da kurulmuştur. Komünizmi savunan akımlar arasında en yaygını Leninizm (Marksizm-Leninizm)'dir. Marksizm-Leninizm'e göre komünizme giden süreç burjuvazinin ortadan kalkmasını sağlayacak olan proletarya rejimi başlatılacak ve ardından komünizmin hazırlayıcısı sosyalizm aşamasına geçilecektir. Marksist kuramda son aşama olan komünizmin gerçekleşmesiyle devlet ortadan kalkacaktır. Leninizm dışında iki komünist akım daha bulunmaktadır. Bunlardan ilki Marksizm'in temel görüşlerini benimseyen fakat Leninist modelle komünizm hedefine ulaşılamayacağını iddia eden sol komünizm veya konsey komünizmi olarak adlandırılan akımdır. Lenin'in "Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı" adlı eserine cevaben yazılan Herman Gorter'in "Yoldaş Lenin'e Açık Mektup", Gilles Dauvé ve François Martin'in "Komünist Hareketin Güneş Tutulması ve Yeniden Ortaya Çıkışı" isimli kitaplar bu akımın takipçilerinin yarattıkları eserlerdir. Diğer bir komünist akım ise anarşist komünizm'dir. Anarşizmin bireyci ve kolektivist akımlarından ayrılan anarşist komünizm fikri, komünizme devlet aygıtını ele geçirerek geçilebileceğini reddeder ve bunu savunan Marksizm'i eleştirir. Peter Kropotkin, Nestor Makhno, Errico Malatesta, Carlo Cafiero anarşist komünizm düşüncesinin temellerini atan düşünürlerden ve eylemcilerden bazılarıdır. Anarşist komünizm, anarşizm'den "sınıf" gerçeğine göre hareket etme ve örgütlenme temelinde ayrılır. Savunucuları komünizmin, bilimsel sosyalizm olmadan gerçekleştirilebileceği üzerinde birleşir. Anarşist komünizm, devlet'in kapitalizm için bir kılıf olduğunu ve bu yüzdende sınıfsız bir topluma gidilecek süreçte kullanılmasının sonucunda "diktatörlük", "devlet kapitalizm"i ya da "bir sözde zümrenin, toplum üzerinde iktidarı'na yol açacağını düşünür. İLK KOMÜNİZM  Komünizm fikri Batı düşüncesinde Marx'tan ve Engels’ten çok önce oluşmuştur. Antik Yunan’da zaten komünizm mülkiyet gelmeden önce toplumun tam uyum içinde yaşadığı, insanlığın “altın çağına” dair bir mitolojiyle ilişkilendirilirdi. Kimileri Platon’un Devlet adlı eserinin ve diğer antik kuramcıların bir çeşit komünal yaşam içinde komünizmi savunduğunu belirtir. Pek çok erken Hıristiyan mezhebi, Kolomb öncesi Amerika’daki yerli kabileler komünizmi komünal yaşam ve ortak mülkiyet biçiminde uygulamışlardır. 16. yüzyılda İngiliz yazar Thomas More ütopya adlı incelemesinde, ortak mülkiyet üzerine kurulu bir toplumu tasvirlemiştir. 17. yüzyılda komünist düşünce İngiltere’de tekrar tartışma konusu oldu. Eduard Bernstein 1895’te yazdığı Cromwell ve Komünizm adlı eserinde İngiliz İç Savaşı içindeki grupların, özellikle de Kazıcıların (Diggers) açıkça komünist, tarıma dayalı düşünceleri desteklediğini ve Cromwell’in bu gruplara yaklaşımının olsa olsa değişken, sıklıkla da düşmanca olduğunu iddia eder. Özel mülkiyet fikrinin eleştirisi 18. yüzyıl boyunca süren Aydınlanma döneminde de, Jean Jacques Rousseau gibi düşünülerle devam etti. Robert Owen gibi “ütopyacı sosyalist” yazarlar da bazen komünist sayılırlar. Karl Marx insanlığın klasik toplum, feodalizm ve şimdi içinde bulunduğu kapitalizm dönemine yükselmesinde ilkel komünizmi ilk ve asıl çıkış noktası olarak görür. Ardından sosyal evrimdeki sonraki adımın komünizme geri dönüş olacağını gösterir ancak bu insanlığın zaten deneyimlediği ilkel komünizmden çok daha yüksek bir seviyede olacaktır. Komünizm çağdaş formunda 19. yüzyılın işçi hareketiyle birlikte Avrupa’da yükseldi. Bu sırada Sanayi Devrimi ilerliyordu. Sosyalist eleştirmenler kapitalist iktisadın uygunsuz koşullarda şehirdeki fabrikalarda çalışan işçiler olan proletaryayı ve zengin ile yoksul arasında giderek açılan bir uçurumu ortaya çıkardığını gördüler.Aslında gerçek anlamda komünizm,19. yüzyılın ortalarından itibaren filizlenmiştir.Komünizmin tabiri,Karl Marx ve Fredrih Engels'in ortak yapıtları olan Komünist Manifesto adlı kitapta açıklanmıştır.Burdan yola çıkarsak,aslında komünizmin yaklaşık 1,5 asırlık bir geçmişi vardır. ANARŞİST KOMÜNİZM Anarşist Komünizm 14. yüzyılda bir red ve bir istekten doğan anarşizmin komünist koludur. Reddedilen otoritedir. Nitekim anarşist kuramcı Proudhon 1851'de "artık ne kilise'de ne de devlet içinde,ne toprakta ne de parada da otorite olmalıdır" diyordu. İstenilen de özgürlüktür. Anarşist düşünce Marx'ın bilimsel sosyalizmiyle çelişir. Anarşizmin ispanyadaki kurucusu Guiseppe Fanelli ile 1. Enternasyonale katılan Bakunin, "dünyada eşitlik, komünler içinde serbestçe örgütlenmiş ve federasyon haline gelmiş üretim birliklerindeki kolektif mülkiyetin ve emeğin kendiliğinden örgütlenmesiyle gerçekleşmek zorundadır" der. Nitekim, daha Enternasyonal'ın başlangıcında işçiler ikiye bölünmüştü. Biri Marxçı diğeri Proudhoncu olan bu iki akım özellikle Cenevre(1866) ve Lozan(1867) kongrelerinde çatıştı. 1. Enternasyonal'den sonraki kongrelerde anarşistler yenik düştü. Anarşistlerin öncülerine göre yapacakları propaganda yeniden gözden geçirilmeliydi. Bu düşünceden hareketle İtalyan anarşistler,1877 de şiddet kullanmayı önerdiler: "Sosyalist ilkelerin eylemlerle ortaya konmasına yönelen ayaklanma, en etkin propaganda aracıdır. Bu araç kitleleri yanıltmadan ve bozmadan en derin toplumsal katmanlara nüfuz edebilir ve Enternasyonal'in desteklediği mücadelede insanlığın diri güçlerini yanına çekebilir" (1876 da Cafiero'nun Malatesta'ya yazdığı mektup). Bu düşünceden hareket eden İtalyan anarşistleri, Benevento'da taşra arşivlerini ateşe vermeye ve yoksullara para dağıtmaya giriştiler. yapılan baskılar Anarşist düşüncenin yayılmasına, özellikle İspanya ve Rusya'da engel olamadı. Bu arada Bakunin ve Kropotkin, eksiksiz ve evrensel nitelikte olduğunu düşündükleri bir eğitim sistemi ortaya koyarak Proudhon'un düşüncelerini geliştirdiler. Anarşist Komünizmin örgütlü pratikleri, kendisini tarihte Ukrayna ve İspanya iç savaşında gösterir. KOMÜNİZMİN ELEŞTİRİSİ Çok çeşitli görüşlerdeki yazarlar ve siyasi eylemciler antikomünist eserler yayımlamışlar. Sovyet bloğuna muhalif olan Aleksandr Solzenitsin ve Vaclav Havel; Friedrich Hayek, Ludwig von Mises ve Milton Friedman gibi ekonomistler; Hannah Arendt, Robert Conquest, Daniel Pipes ve R. J. Rummel gibi tarihçiler ve sosyal bilimciler bunlardan bazılarıdır. Bazı yazarlar Komünist rejimle yönetilen ülkelerdeki, özellikle de Stalin dönemindeki insan hakları ihlallerini komünizmin eleştirisi olarak sunmaktadır. Fakat bunu eleştiren insanların büyük kısmının, kapitalist ülkelerin yaptığı insan hakları ihlallerine değinmemesi, bu tür eleştirilerin komünistler başta olmak üzere bazı insanlar tarafından antikomünist propaganda olarak yorumlanmasına yol açmaktadır. Bu eleştirilerin bazıları, komünist partilere karşı doğru noktalara değinmekle birlikte, hepsinin bilimsel bir yaklaşım olarak komünizme karşı geçerli olamadıkları iddia edilmektedir. Ve Varşova Paktı'na dahil olmayan birçok komünist partisi arasında çok önemli farklılıklar vardır; bundan dolayı hiçbir eleştiri hepsi için geçerli olamaz. Birçok ülkede komünizmle mücadele, fikri eleştirilerle sınırlı kalmamış, fiziksel karşı koyuşlarla da çerçevesini genişletmiştir.


Sende Bilgi Ekle

Bu yazının geliştirilmesine yardımcı ol.

Kapak Resmi
Sponsorlu Bağlantılar
Yazı İşlemleri
İlgili Yazılar
Sen de Ekle

Sende, bu sayfaya

içerik ekleyerek

katkıda bulunabilirsin.

(Resim, sunum, video, soru, yorum ekle..)

Bir şey Unutmadın mı ?

Bizi sonra tekrar bulmak için sitemizi aşağıdan beğenmelisin